Bu soruya ayrıntılı karşılık verilmeden
yola çıkmak, nereye gidileceğini bilmemeye eşittir. Nereye gidileceğini
bilmemek, en kısa yoldan "yok" olmaktır. Çıkılması öngörülen yolculuğun
birinci aşamada öncelikle düşüncesel açıdan olması, sorunun daha da büyük
önem kazanmasına neden olur. Çünkü, düşüncesel yolculuk sonsuz olduğu gibi,
sonuçları da sürekli ve ileriye açık olacaktır. Türk Atasözü:
At ölür, meydan kalır;
Yiğit ölür, anısı kalır.
Günümüzde kişinin yiğitliğini evrene
duyuracak belge alması, olumlu, yaşayıcı ve kalıcı düşünceleri geliştirmesine
doğrudan bağlıdır. Bu tür başarılı kalıcılığa ulaşan bireyleri yetiştiremeyen
ve onların başını çektikleri atılımları gerçekleştiremeyen toplulukların
adlarını ileride anacak kişiler bile kalamayacaktır.
Konu "varılmak istenen sonuç nedir?"
Eğer soruya uygulanan düşünce düzeninin sağlıklı olduğu öngörülecek ise,
bu sorunun tek ve kesin bir karşılığı vardır: "Toplumun ve toplumu oluşturan
bireylerin yaşamlarını sağlıklı, güdümsüz, varlıklı ve mutluluk içinde
sürdürmeleridir." Sağlık, güdümsüzlük ve mutluluğun tanımları nelerdir?
"Sağlık"ı, yalnızca "hastalıksız" olarak düşünmek yetersizdir. Eğer toplum
ve bireyleri, "Maya"larını sağlıklı olarak gelecek kuşaklara aktaramayacak
bir duruma düşmüş, ya da düşürülmüş iseler, "sağlıklı" olamazlar. Bu "Maya"
nedir? Ne gibi niteliklerden oluşur? Bu soruların en temel karşılığı: "toplumun
sağlıklı gelişmesini sürdürecek ana değerler" olacaktır. Toplum, bu ana
değerlerin ne olacağını da ancak karşılaştırmalı ve denetlemeli bilgi yolu
ile elde edecektir. Birikmiş bilgilerin toplumca açıkça tartışılması ve
bu yoldan denetlenerek süzgeçten geçirilmesi bu ana değerlerin ne olacağını
da ortaya çıkaracaktır. "Maya" yı oluşturan değerlerin niteliklerinin bilinmemesi
de, "maya" nın arılıktan uzaklaşmaya başladığının göstergesi olabilir.
Geçmişte kayıt altına alınmış bütün
olaylar, toplumların bu kısaca özetlenen sonuçlara ulaşabilmek için giriştikleri
yarışmaların özetidir. Söz konusu yarışmalar, toplumların öz yaşamlarını
sürdürmek için giriştikleri atılımlardır. Yaşamlarını sürdürmeyi kendilerine
ilke seçmiş olan toplumlar, ellerindeki verileri en verimli oranda değerlendirmek
ve kullanmakla yükümlüdürler. Dolayısı ile, bu tür değerlendirmeler yapılırken,
gelecek kuşakları düşünce ardı etmeden işe koyulmak kaçınılmaz. İncelenmek
üzere ele alınacak konular, bu amaçlara nasıl varılacağını saptamakla sıralanır.
Üretilen başarılı ve kalıcı düşünce
ve atılımların dünya toplumları için de yararlı olması gerekir. Bir toplumca
üretilen her düşüncenin, o toplum için "başarılı" olsa da, uygulamaya konulduğunda,
sonuçlarının bütün dünya toplumları için olumlu olamayacağını unutmamak
gerekir. Günümüzde, dünya üzerinde büyük ölçüde atılıma geçmeye başlayan
pekçok toplum ve bu toplumların içinde özel kuruluşlar bulunuyor. Bu örgütlerin
bir bölümünün varmak istediği sonuçlar dünyadaki diğer toplumların hiçbir
bakımdan yararına değildir. Bu bakımdan "bırakın, istediklerini yapsınlar"
düşüncesi, yaşamak isteğinde olan hiçbir toplum için geçerli olamaz. Bu
yeni bir gelişme değildir. Dünya toplumlarının birbirleri ile, karşılıklı
alışveriş ve mayasal açılardan, çok daha yakın ilişkilerde bulunmaları
dolayısı ile, artık hiçbir toplumun bu yararsız gelişmelere göz yumması
kolay değildir.
Günümüzde (ve geçmişte) eyleme geçen
bu tür örgütler arasında saplantılı inanç kökenli olanlar olduğu gibi,
"dünyanın düzenini" herhangi bir neden ile değiştirmek isteyenler de bulunur.
Amaçları ne olursa olsun, bu örgütlerin çalışma alanlarının yöntemleri,
bir orta oyunu gibi, açıktır. Amaçları çok küçük sayıdaki kişilerin çıkarlarını
olabildiğince artırmak; buna karşı da, büyük toplumlara büyük ölçüde zarar
verdirmek olduğu anlaşılan anılan örgütlerin çalışmaları yalnız eylemsel
değildir. Önce düşüncesel kökenlere ve amaçlara dayandırılmışlardır. Bu
düşüncelerin kökenlerini bulabilmek, oldukça büyük açılımlı bilgi dağarcığını,
bu dağarcığı kullanabilecek deneyimli araştırmacıları gerektirir. Bu tür
araştırmacıların yalnızca tek türde, örneğin yüksekokullar gibi, kuruluş
bünyesinde çalışmaları gerekmez. Önemli olan, yeterli sayıda ve dünya düzeyindeki
yetenekte Düşünce İşverenlerinin yetiştirilmesidir.
Bilerek ya da bilmeyerek, bütün düşüncesel
kuruluşlar da birbirleri ile yarışma içindedirler. Bu yönden de, içinden
çıktıkları toplumlarını andırırlar. Ürettikleri düşünce ve görüşleri, diğer
toplumların özel kuruluşlarına yansıtmak, "kaleyi içten fethetmek icin"
çaba gösterirler. Dolayısı ile, Düşünce İşverenlerinin olaylara "tepki"
göstermek yerine önceden "etki" düzeninde çalışması kaçınılmaz. Olayları,
güncel darboğazlara ulaşmadan önce görmek ve önünü almak gerektir.
Sonuç olarak: bütün bu işlemlerin
ve yapılması gerekli işlerin dökümünü yapmak yerine, her atılım için hergün
"varılmak istenen sonuç nedir" sorusunu her an göz önünde bulundurmak yeğdir.
Her atılımın gül bahçesi olacağını düşünmek çocukluktur. Gönüllü kişiler
karşılık beklemeden çalışır---belki. Hiç olmaz ise, gönüllüler uğraşlarının
çiçeklenmesini görmek isteyeceklerdir.
Bu, çok dikenli ve çileli bir yoldur.
Bu yola çıkan her düşünce işvereninin istediğine, ya da özlediğine kavuşamadan
göçüp-gidebileceğini unutmamak gerekir. Bu durumda, düşünce işvereninin
yapabileceklerinin başında gelen, ilerde kendi yerini alacak ve daha iyi
düşünce işverenliği yapacak olanları yetiştirmek, toplumun mayasını koruyup-geliştirmek,
"toplum için varılmak istenen sonuç nedir" sorusunun sürekli sorulmasını
sağlamaktır.
 |